Roma Seyahatim Nisan 2017

Muhteşem sarayları, yüzyıllık kilise ve bazilikaları, antik kalıntıları, anıtları, heykelleri, sanat eserleriyle dünyanın en zengin şehirlerinden biri olan ,İtalya’ nın, Lazio bölgesinin ve aynı zamanda roma ilinin başkenti olan Roma için 21 Nisan Cuma günü Pegasus ile 08:40 da yolculuğumuza start verdik.

İtalya, Türkiye saatinden 1 saat geridedir. Yani Türkiye’de saatler 14.00 ise Roma’da saat 13.00’tür.

2 saat ‘lik uçuşumuz sonrasın da 11:00 gibi Roma’nın uluslararası havaalanı olan Fiumicino (FCO) indik. Havalimanı şehrin 30 km güneybatısında, deniz kenarında yer alıyor. Merkeze ulaşmamız yaklaşık 40 dk sürdü.

Diğer ulaşım alternatifleri ise şöyle, Biz ulaşım aldığımız için bu alternatifleri kullanmadık ama kullanmak isteyenlere öneriler.

Leonardo Express: Fiumicino Havaalanı’ndan şehir merkezine giden 2 tip tren bulunur. Bunlardan hızlı ve en çok kullanılanı Leonardo Express trenleridir. Trenler ile havaalanından şehrin ana tren istasyonu olan Termini’ye gidip oradan da metro ve diğer araçlarla şehrin dilediğiniz noktasına ulaşabilirsiniz. Trenler her 30 dakikada bir kalkar ve havaalanı ile Termini İstasyonu arası yolculuk 30 dakika sürer.

Leonardo Express Termini’de 23 ve 24 numaralı peronlardan (değişebilir) kalkar. Bilet fiyatı 14€’dur ve biletinizi internetten (www.trenitalia.com), gişelerden, metro bileti de satan otomatik makinelerden, büfelerden vb. satın alabilirsiniz. Eğer internetten alırsanız e-biletinizi çıktı almayı unutmayın. Eğer 3 kişiden fazlaysanız taksiye binmek daha mantıklıdır.

Terravision Otobüsü: Fiumicino Havaala’nından Roma şehir merkezine ulaşmanın en ucuz ve mantıklı yollarından biri Terravision Otobüsünü kullanmaktır. Havaalanı ile Termini İstasyonu arasında, her yarım saatte bir sefer yapan otobüsler tek yön bilet ücreti normalde 6€ internette ise 4€’dur.  Havaalanında otobüsleri Terminal 3’te, 5 numaralı durağın olduğu bölümde bulabilirsiniz. Biletinizi dilerseniz internetten de alabilirsiniz. Web: http://www.terravision.eu/

 

Biz 3 kişi booking üzerinden 1+1 bir daire tutmuştuk. Ve hem konumu hemde rahatlık anlamda kesinlikle tavsiye edebilirim. İrtibat kurduğumuz kişiler tarafından servis satın aldığımız için 80 Eur  7 kişilik bir lüx araçla termini bölgesindeki dairemize vardık. Konaklama bilgisi için Tıklayın.

3 kişi Principe Eugenio Apartment RSA ‘de diğer 4 kişi dairemize 300 mt uzaklıktaki Domus Imperiale konuk evinde kaldı. 2 seçimde kesinlikle bizi çok memnun etti o anlamda kesinlikle tavsiye ederim.

Gezilecek yerlere konumuz ise şu şekilde . Termini tren istasyonu yakınında konumlanmak her açıdan sizin işinizi görecektir.

Hava ise kesinlikle çok değişken. Gitmeden önce gündüz sıcaklıkları 18-21-21 şeklinde gösteriyordu. ama hissettiğimiz 9-10 derece. Güneş gören kısımlar çok sıcak ama gölge olan yerler aşırı soğuk. Akşamları fazlasıyla üşüdük. Tek avantajımız yağmurlu değildi. Sırt çantamız da mutlaka bir sweatshirt bulundurun. Tabi eğer bu tarihlerde gitme niyetiniz varsa.

Dünyanın yüz ölçümü olarak en küçük ülkesi Vatikan ‘da sınırları içinde barındırıyor olması çok etkileyici. Roma programı yaparken eğer kısa bir zaman diliminiz varsa tatil günlerini göz önünde bulundurmanız çok önemli. Vatikan Müzelerinin Pazar günü kapalı olması nedeniyle gezi programımızın ertesi günü için Vatikan ile program yaptık.

Roma’da ulaşım için bilet fiyatları: Tek kullanımlık 1.5 Euro (Bir kez kullanıldı mı, 2 saat içerisidenki tüm aktarmalar  bedava.), Günlük 6 Euro, Üç günlük 16.50 Euro, Haftalık 24 Euro

Bununla ilgili size önerim kesinlikle Roma Pass

Bende bloglardan almamız tavsiye edildiği için hemen edinmeyi mantıklı bulduk ama biz 2 günlük olan kartı aldık. Çünkü cuma günü öğlen varmıştık ve akşama kadar bir çok noktayı görmüş ve yürümüş olduk. Akşam dönüş için roma pass kartımızı alıp kullanmaya başladık pazar 22:00 itibariyle süresi doldu ve zaten pazartesi sabahı geri dönüş için yolculuğumuz başladı. dönüş içinde aynı servisi kullandık. 7 kişi olmanın avantajını kullanarak kişi başı 12 eur ile transfer sorunumuz olmadı.

Roma pass kartı ile Roma’da toplu taşımalardan ücretsiz yararlanabiliyorsunuz.( metro, tramvay ve otobüsler)Ayrıca ilk iki müzeye ya da arkeolojik bölgeye ücretsiz girebiliyorsunuz. En önemli özelliği ise Kolezyuma roma pass gişesinden uzun kuruk beklemeden hızlıca geçiş yapıyorsunuz. Biz yaklaşık 15 dk sonra içerdeydik. Biz 2 günlük roma pass kartını aldık ve ilk girişimizi Kolezyum için kullandık. eğer 3 günlük almış olsaydık 2 müzeye ücretsiz giriş yapabilecektik. Zaten araştırmalarımdan sonra bir diğer ücretli müzede Sant’ Angelo Kalesi Ulusal Müzesiydi oraya gittik ama içeri giriş yapmak istemedik. O anlamda Roma Pass 2 günlük olan bizim ihtiyacımızı gördü.28 €

Zaten bu kart Vatikan’da geçmiyor çünkü orası ayrı bir ülke,Orası için ayrıca online rezervasyon yapman yada bizim gibi tur satın alman gerekiyor. O anlamda roma Pass için 2 gün toplu taşıma ve Kolezyum için sırasız bir şekilde geçiş yapmana olanak verdiği için kesinlikle tavsiye edilir. Bloglarda bahsedildiği gibi upuzun kuyruklar sizi bekliyor oluyor.Vaktiniz değerliyse ve yaptığınız geziden zevk almak istiyorsanız kesilikle hızlı geçiş olanaklarını değerlendirin.

Küçük pratik bilgiler : Çeşmelerden su içebiliyorsunuz. Ayrıca Lavabolarda Musluk görmez iseniz alt tarafta pedal gibi birşey göreceksiniz basarak suyunuz akmaya başlıyor. Belki gereksiz bilgi ama bende daha önceden okuduğum için bu bilgi işime yaradı çünkü girdiğim 4 yerde aynı sistem mevcut 🙂 Ayrıca yemek planlarını yaparken uzun kuyruklar bekleyebileceğinizi öngörün. Özellikle ünlü yerlerde uzun kuyruklar oluyor. Kuyrukları beklerken size şampanya ikram ediyorlar , buda beni çok eğlendirmişti.

Gelelim Roma Gezimize:

Öncelikle planladığım gibi bir gezi yapmadığımı söyliyeyim. Çünkü haritada bakarken çok uzun ve büyük olarak tahmin ettiğim yerler dolaşırken hep karşımıza çıktı:-) Cuma günü 14:00 itibari ile evimize yerleşip kendimizi sokağa attık ilk önce yemek için evimize 450 mt uzaklıkta Trattoria Vecchia ‘da Müthiş pizza ve makarnasıyla karnımızı doyurduk.

Gerçekten nefisti, yolunuz bu tarafa düşerse mutlaka tavsiye edilir. Tabi yine 15 dk kadar sıra bekleyip içeri girebildik:)

Gerçekten Roma’nın Pizzaları ve makarnaları müthiş.Karnımızı doyurduktan sonra yarım gün gezme şansımız olacağından asıl gezi planımızı cumartesi ve pazar olarak planladığımız için bugün kü amacımız Trevi çeşmesine çıkıp ispanyol merdivenlerinde biraz vakit geçirmekti.O tarafa doğru ilerlerken karşımıza büyüleyici ve görkemli yapısıyla Vittorio Emanuele II Abidesi çıktı.Böylelikle ilk durağımız Venedik meydanı oldu.

Vittorio Emanuele II Abidesi – Venedik Meydanı

Şehrin hareketli meydanlarından Piazza Venezia’da (Venedik Meydanı) yer alır. Altare della Patria olarak da bilinen anıt, Giuseppe Sacconi tarafından Birleşmiş İtalya Krallığı’nın ilk kralı II. Vittorio Emanuele’yi onurlandırmak için 1885-1911 yılları arasında yapılmıştır.

Neoklasik mimari özelliklerinin görülebileceği 135 metre genişlik ve 70 metre yükseklikteki anıtta yer alan iki çeşme, Adriyatik kıyısındaki Lion of San Marco ve Tiren Denizi kıyılarını temsil etmektedir. Roma’nın bu ünlü anıtı; Botticino, Brescia’dan getirilen beyaz mermer ve Corinthian sütunlarından inşa edilmiştir.

Vittorio Emanuele II Abidesi’nin alt kısmında İtalya Birleşme Müzesi (Museum of Italian Unification) bulunmaktadır. Abidenin üst bölümünde bir seyir terası yer almaktadır. Dilerseniz Roma’nın güzel manzarasını bir de bu noktadan seyredebilirsiniz.

Biz yukarı çıkmadık ama burdan bile manzara müthiş gözüküyordu. Dilersiniz 7 Usd karşılığında bir asansörler seyir terasına çıkabilirsiniz.

Yaklaşık 5 dk lık bir yürüyüş sonrası kendimizi muhteşem güzelliğiyle Trevi Çeşmesi ya da bilinen adıyla Aşk Çeşmesi ne vardık.

Trevi Çeşmesi (Fontana di Trevi)

 

Girmeden önce bloglarda görmüştüm gerçekten iğne atılcak yer yoktu. Fotoğraf çekilmek için baya çaba sarfettik diyebilirim. Hemen karşısındaki dondurmacılardan rengarenk dondurmalarımızı alıp fotoğraf çekilip ortamın güzel atmosferini yaşadık. Cidden çok hareketli keyifli ve ayrıca büyüleyici bir güzelliği vardı. Tabiki bozuk paralarımızı atmayı bizde ihmal etmedik  ve dileklerimizi tuttuk.

Trevi Çeşmesinin genel ifadesi “deniz”dir. Denizkabuğu şeklinde bir at arabası, arabayı çeken denizden çıkan kanatlı atlar ve arabada bulunan mitolojik deniz tanrısı, görünümün konusunu oluşturmaktadır. Heykel ve mimarî çok güzel bir biçimde kaynaşmıştır.

Trevi Çeşmesi ( la Fontana di Trevi, Türkçesi Üçyol Çeşmesi; Aşk Çeşmesi olarak da bilinir),Roma’ da Poli Sarayı’nın bir kenarına Nicolò Salvi tarafından Klasik ve Barok karışımı olarak yapılmış, dünyadaki en ünlü çeşmelerden birisidir. Üç yolun kavşağında bulunduğu için Trevi adı konulduğu varsayıldığı gibi, üç yeraltı su yolunun bu noktada toplanmasının isminin nedeni olduğu iddiası da vardır.

Trevi Çeşmesi’nın tarihi, İmparator Augustos  döneminde başlar. Tarih, su arayan askerlere su kaynağının yerini gösteren bir kızın efsanesine dayanmaktadır. İmparator Augustos’nun damadı Agrippa, akan suyu Vergine su kemeri ile Pantheon’a kadar ulaştırmıştır. 8. yüzyılda, 12. yüzyılda V.Niccolo tarafından ve 15. yüzyılın ortasında 4. Paolo tarafından restore edilmiştir.1998’de büyük bir düzenleme geçirmiş, temizlenmiş ve su sistemi de yenilenmiş.

Çeşmenin bu kadar ünlü olmasının bir nedeni de çeşmeye dilek dileyip bozuk para atılmasıdır. İnanışa göre kim dilek diler ve sağ eli ile sol omzunun üzerinden çeşmeye bozuk para atarsa o kişinin dileği gerçekleşir ve Roma’ya tekrar gelirmiş. Trevi Çeşmesi’nin havuzunda her hafta binlerce Euro toplanır ve hayır kurumu olan Caritas’a verilerek yoksullara yiyecek ve içecek yardımı yapılıyor.

Biraz burda vakit geçirdkten sonra ispanyol merdivenlerine doğru yol aldık. yaklaşık 10 dk sonra kendimizi ispanyol merdivenlerinde bulduk.

İspanyol Merdivenleri ve Piazza Spagna

 

Adını bölgede yer alan İspanyol Elçiliği’nden alan meydan, gece gündüz hem Romalıların hem de turistlerin en sevdiği yerlerden biri.

İspanyol Merdivenleri’nin alt kısmına Roma’nın ünlü çeşmelerinden olan kayık şeklindeki Fontana della Barcaccia yer alır.  Şehrin en ünlü alışveriş caddesi olan Via Condotti de merdivenlerin hemen karşısında yer almaktadır.

Roma’daki Barok çeşmelerin en az dikkat çekeni olan Barcaccia, Gian Lorenzo Bernini ya da babası Pietro tarafından 1627 yılında tasarlanmıştır. Çeşmeyi besleyen su kanallarındaki basıncın düşük olmasından dolayı çeşmede fıskiyeler yerine su sızdıran bir tekne tasarımı kullanılmıştır.

Buarada açıkçası biz çok vakit geçirmedik . Yani hem çok yorulmuş hemde öyle acıkmıştıkki. Hemen merdivenlerin bitiminde bulunan bir restoranda akşam yemeğimizi yedik. İçi oldukça samimi ve güzeldi. Hem soluklanmış olduk hemde karnımızı doyurmuş olduk. Ve saat artık 21:00 geçiyordu. Roma Pass ( 28 Eur 48 saat) larımızı alıp dönüşü otobüsle termini ye ulaşarak oradanda Metroya binip yaklaşık 15 dk da evimize vardık. Öncesinde market alış verişi yaptık. Türkiye ye göre en ucuz şey muz du. 🙂 Su fiyatlarıda marketlere göre değişmekte olup yaklaşık 1 Eur . O kadar yürümüşüz ki cidden spor yakkabı bile olsa ayaklarımız fazlasıyla sızlıyordu. O yüzden konforlu en rahat ayakkabınızı tercih etmeniz en büyük tavsiyedir.

İlk gün bu şekilde geçti ve Cumartesi günü nü Vatikan ve çevresi için pazar gününü de kolezyum ve çevresi şeklinde planladık.

Vatikan

Cumartesi Sabah 8 bucuk gibi metro ile Vatikan da indik. Daha önce bloglarda  sıranın çok uzun olduğu okumuştum.ve km lerce kuyruğun olduğu gözlerimle görüp inanmış oldum. o yüzden gelmeden bir hafta önce online bilet almanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Böylelikle sıradan kurtulmuş oluyorsunuz. ama ben 1 gün kala baktığım için online bilet bulamadım. O gün için yer kalmamıştı. Vatikan müzeleri  online bilet için Tıklayın.

Ve Rehber eşliğinde dolaşmamı tavsiye edenlerde olmuştu. Biz sırayı görünce ve rastladığımız bir rehberle pazarlık yapıp kişi başı 40 Eur ya , hiç sıra beklemeden kulaklık ve rehber eşliğinde daha faydalı dolaşmış olduk. Gerçekten memnun kaldık diyebilirim . eğer daha bilinçli gezmek istiyorum diyorsanız  rehber almanızı tavsiye edebilirim. Direk müzelerden girip Aziz Petrus Meydanı ndan çıkmış olduk. böylelikle burası içinde ekstra sıra beklemedik. Tahminimizden daha kısa ve faydalı geçmiş oldu saat 13:00 gibi vatikan’dan çıkmış olduk.

Gelelim gezimize, Uzun kuyrukları aşıp direk 20 kişilik bir grup olarak bir rehber eşliğinde içeri giriş yaptık. Rehberimizi duyabilmek için bize bir cihaz ve kulaklık verildi. Rehber eşliğinde vatikan müzelerini dolaşmaya başladık. Rehberimiz önce hakkında bilgi verip dolaştırmaya başladı. Gerçekten daha tatmin edici bir gezi oldu böylelikle. Kesinlikle zamanınız önemliyse ve dolaşırken neyin ne olduğunu bilerek dolaşmak istiyorsanız tavsiye ediyorum.

Vatikan Müzeleri,

 

Dünyanın en önemli sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapan müzelerden oluşan bir kompleks.Vatikan Müzeleri içinde yer alan en önemli bölümler Sistina Şapeli ve Raffaello Odaları’dır.

Roma Katolik Kilisesi tarafından Rönesans döneminde inşa edilen ve dünyanın önemli heykellerine ev sahipliği yapan önemli bir yapı.Sistina Şapeli ile birlikte toplam 54 galeriden oluşan müze topluluğu, duvarlarında Vatikan’da papalar tarafından kullanılan tablo gibi halılarla, tavanlarında altın varaklı ve yüzyıllara göre ayrılmış her bölümünde farklı tablo ve heykellerin yer aldığı büyüleyici bir yer.

Sistina Şapeli (Cappella Sistina):  Papa IV. Sixtus için, 1477 ile 1481 yılları arasında yaptırılmıştır. Özellikle tavandaki Michelangelo’nun muhteşem betimlemeleri kaçırılmaması gerekir.

Sistina Şapeli’nin tavanı ise önceden gökyüzünü betimlediği için maviye boyanmış. Ancak, şapel önemli bir toplantı merkezine dönüştükten sonra tavanın, anlamları olan resimlerle değiştirilmesine karar verilmiş. O dönemlerde iyi bir heykeltıraş olarak ünlenen Michelangelo, Papa II. Julius’un ısrarları üzerine bir kontrat imzalayarak 1508 yılında şapelin tavanının boyanması işini üstlenir.

Kurumamış sıvının üzerine sürürek gerçekleştirilen boya tekniği fresk olarak adlandırılır. Michelangelo da zamanında fresk üzerine çok eser veren bir atölyede çırak olarak çalışmış, hatta atölyenin sahibinin, şapelde yaptığı çalışmalarda da çıraklık etmişti. Sahip olduğu yeteneği ile hızla ustalaşan sanatçı 1508 – 1512 yılları arasında, kendisine verilen görevi başarılı bir şekilde gerçekleştirmiştir ve şapelin tavanını kutsal kitapları olan İncil’in Yaratılış kitabına göre resmetmiştir.

Tavanın ortasındaki dördüncü sahne ise dünyadaki en ünlü sanat eserlerinin başında geliyor. Bu sahne Adem’in Yaratılışı (Creation of Adam) sahnesidir. İncil’e göre Tanrı, Adem’i kendi suretinde yarattı denilir. Resimdeki iki erkek arasındaki fiziksel benzerlik bunu betimlemekte. Tanrının ilk erkek olan Adem’e parmaklarıyla hayat vermesi bu freskte gösterilmekte ve ilk kadın olan Havva, Tanrı’nın sol kolunun altından bakmakta.  Michelangelo, o resimleri seneler boyunca unutamayacağı boyun ağrıları ile resmetmiştir.

 

Michelangelo, 1534 – 1541 yılları arasında ise şapelin sunak tarafındaki büyük duvara Kıyamet Günü‘nü anlatan Son Yargı‘yı (Last Judgement) ekleyerek şapelin tamamlanmasını sağlamıştır.

İçeride fotoğraf çekmek yasaktır ve sürekli olarak güvenlik görevlilerinin şşş şşş sesleri ile karşılaşabilirsiniz. Ben yine bir kaç sahne çekmeyi başardım.

Ve son olarak  Aziz Petrus Bazilikası na girdik.

Hıristiyanlığın en önemli ve büyük kilisesi olan Aziz Peter Kilisesi, 60.000 kişiyi içine alabilecek büyüklüktedir.

1500’lü yıllarda göreve gelen Papa II. Julius, dönemin başarılı sanatçılarını bir araya getirerek günümüzdeki bazilikanın yapımına başlamış. Yapının ilk çizimi Yüksek Rönesans sanatçılarından Bramante yapmış. San Pietro Bazilikası olarak da anılan kilisenin inşasına 1506 yılında başlanmış olmasına rağmen yapımı 1626 yılına kadar, aralarında Michelangelo, Raphael, Donato Bramante, Gian Lorenzo Bernini, Carlo Fontana gibi ünlü isimlerin de olduğu birçok mimarın eşliğinde tamamlanmış.

Önemli bölümleri:

Kubbe: Bazilikanın muhteşem iç mekânı ile uyumlu olan 136,5 metrelik kubbe Michelangelo’nun ölümünden 26 yıl sonra tamamlanabilmiştir. Dilerseniz kubbeye çıkarak muhteşem manzaranın keyfini çıkartabilirsiniz.Yalnız kubbeye çıkmanız için 330 basamaklık merdiveni göze almanız gerekiyor. Kubbeye çıkış ücretlidir. 7€ karşılığında 231 basamağı asansörle geçip, kalan 320 basamağı çıkacaksınız.Biz kubbeye çıkmadık.

Pieta: Aziz Petrus Bazilikası’ndaki en önemli eserlerinden biridir. Heykelde Hz. Meryem, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmiş bedenini kucaklamış ve tas tutarkenki hali betimlenmiştir. Michelangelo 1499 yılında bu başyapıtını ortaya koyduğunda henüz 25 yaşındaydı. Heykel, 1972 yılından bu yana özel bir cam bölümde sergilenmektedir.

Baldaken:Kilise içinde öne çıkan başka bir yapı ise Bernini’nin yaptığı Baldacchino eseri. Kilisenin dört yanının kesiştiği noktayı işaret eden yüksek bir revak. Michelangelo’nun kubbesinin tam altında yer alan 20 metre yüksekliğindeki eser, Aziz Peter’in gömülü olduğu yerin hemen üzerinde yer alıyor. Bernini, bu yapıyı yaparken klasik dönem sütunları yerine spiral sütunları tercih etmiş. Bronzdan yapılan bu eserin ortasından baktığınızda ise, yine Bernini tarafından yapılan Aziz Peter’in tahtını görebilirsiniz.

ve burdan ,

Aziz Petrus Meydanı‘na çıkıyoruz. dünyanın en küçük devleti olan vatikan ın ünlü meydanıdır.Gian Lorenzo Bernini tarafından tasarlanan ve inşa edilen bu meydan, dünyanın en büyük meydanlarından biridir. Papa, halkına burada hitap ediyor. Halkı kucaklayan iki kol gibi duran meydanın iki yanındaki yapılar dört sıralı sütunlardan oluşuyor. Traverten taşından yapılan bu sütunlar toplamda 284 adet ve bu sütunların üzerinde ise, Bernini’nin öğrencileri tarafından yapılan 140 Aziz heykeli yer alıyor.

Meydanın ortasında yer alan ve M.Ö 1. yüzyıldan kalma dikilitaş, İskenderiye’den getirilip 1586 yılında bulunduğu konuma 150 at ve 47 vinç yardımıyla dikilmiştir. Aziz Petrus Meydanı’nda 2 adet de çeşme yer almaktadır. Sol bölümde yer alan çeşme Bernini’nin, sağ tarafta yer çeşme ise Domenico Fontana’nın eseridir.

Bol bol fotoğraf çekilip  kendimize kahve molası veriyoruz tabiki tiramisü eşliğinde 🙂

sonraki rotamız Castel Sant Angelo,

Biz içeri girmek istemedik, ama buraya kadar gelmişken buraya uğramadan dönmek de istemedik . zaten vatikanın tam karşısında. Giriş ücreti 5 €


Görkemli bir kale olan yapı, adını, Papa Büyük Gregorius’un burada Melek Mikail’i gördüğü dinsel deneyimden alır. Kale, M.S 139 yılında Hadrianus ve ailesinin mozolesi olarak yapılmış, daha sonra İmparator Aurelianus’un yaptırdığı kent duvarlarına dâhil edilmiş, Ortaçağ’da kaleye dönüştürülmüş ve siyasi karmaşa dönemlerinde papaların ikametgâhı olmuştur.

Kalenin önünde Ponte Sant Angelo (Hadrian Köprüsü) yer alıyor. Hadrian Köprüsü, Roma’da bulunan en güzel köprüler arasında yer alır. Köprünün yan yüzeyleri travertendir. Tiber Nehri’ni 3 kemer ile geçen köprü Castel Sant Angelo ile seyre değer bir manzara oluşturur.

bir kaç fotoğraf çekilip yine bir dondurma molası verip kendimizi dörtnehir çeşmesinin bulunduğu Novana meydanınında buluyoruz.

Navona Meydanı (Piazza Navona),

Roma’nın en güzel ve hareketli meydanlarından biridir. Şehrin kalbinde yer alan meydan gece gündüz devamlı hareketlidir.

Meydanda yer alan 3 çeşmenin en ünlüsü ise Bernini tarafından tasarlanan Dört Nehir Çeşmesi. Çeşmenin hemen arkasında Sant Agnese in Agone Kilisesi yer alıyor. Roma’nın en ünlü kiliselerinden olan San Luigi dei Francesi ise hemen binaların arkasında yer alıyor. Navona Meydanı’nın etrafında yer alan binaların çoğu ise 16 ve 17. yüzyıllardan kalmadır.

Dört Nehir Çeşmesi

Çeşmenin tasarımı bir yarışma sonucunda belirlenmiş olup ismi dört kıtadaki dört nehrin dört tanrısından gelir. Bu nehirler şunlardır: Afrika’daki Nil, Asya’daki Ganj, Avrupa’daki Tuna ve Amerika’daki Plata’dır. Çeşmenin ortasında yer alan dikilitaş Roma döneminden kalmadır. Üzerinde İmparator Vespasianus, Titus ve Domitian’ın adlarının hiyeroglifleri bulunur.

Çeşme üzerinde yer alan nehir tanrıları: Ganj (Asya, arkasına yaslanmış dinlenmekte gibidir), Tuna (Avrupa, dikilitaşa doğru eğilmiştir), Rio de la Plata (Amerika, bir kolunun üzerine uzanmış diğer kolu havadadır) ve Nil (Afrika, çeşmenin yapıldığı zamanlar nehrin kaynağı bilinmediğinden başı saklanmıştır.)

Buarada bir kaç foto çekilip yolumuza devam ettik. Aslında Pazar günü için düşündüğümüz bazı yerleri karşımıza çıktığı için gezme fırsatımız oldu. Bunlardan bir taneside Pantheon oldu.

Pantheon

ilk olarak Antik Roma’nın tüm tanrıları için tapınak olarak inşa edilmiş bir yapıdır. Panteon kavramı bugün içinde meşhur kimselerin gömülü olduğu anıtlar için kullanılır. Tüm Roma yapıları içinde en iyi korunmuş olanı ve muhtemelen de dünyada döneminin en iyi korunmuş binasıdır.7. Yüzyıldan  bu yana kilise olarak kullanılan Panteon Roma’daki en eski beton kubbeli binadır.

 

Tepesinde daire biçiminde boşluk vardır. İlk başta içerisinde pagan tanrı heykelleri varken, kilise tarafından bu heykeller yok edilmiş, Pantheon da bir Katolik kilisesi haline getirilmiştir. Bu kubbenin çapı 43 metredir. Tavanında oculus (göz) adı verilen 9 ft. (2,7 m) bir açıklık vardır, yağmur girmediğine dair bir inanış olsa da bu doğru değildir.

Bu kadar geniş çaplı bir kubbenin betondan yapılması da o günün teknolojisiyle hala bir soru işaretidir.

Pantheon aynı zamanda krallar, ressamlar ve mimarların mezarlarının bulunduğu bir yerdir. Mihrabın solundaki şapelde Rönesans ustası Raffaello bir Roma lahdinde gömülüdür. 19. yüzyıl Kraliçesi Margherita eşi Kral I. Umberto ile yandaki şapelde yatmaktadır.

Rotundanın (Daire şeklinde kubbeli bina veya oda) karşı tarafında birleşik İtalya’nın ilk kralı olan II. Vittorio Emanuele’nin cenaze anıtı bulunur.

Gerçekten içi muhteşemdi . Kubbenin görkemini görmeniz lazım.

İçeride bol bol fotoğraf çekilip , görkemli güzelliği karşısında hayran kaldım. Hem dıştan hem içten çekimler müthiş oldu.

Kesinlikle burada vakit ayırın.

Kendimize yine güzel bir yemek ödülü verip bugünüde bitirmiş oluyoruz. Ristorante Pasquino da müthiş makarna ve pizzalarının tadına baktık. Cidden tavsiye edilebilir bir mekan . Yemek için alternatifleriniz de bulunabilir.

Pazar günü Kolezyum için ayırdığımız ve ayrıca son günümüzdü.

Sabah 9 gibi yine yola çıkıp metro ile 5 dk içinde kolezyuma varıyoruz.

Kolezyum (Colosseo)

Daha önce edindiğimiz Roma pass kartlarımızla uzun kuruklarda beklemeden yaklaşık 15 dk içinde kolezyuma girdik. Roma pass bölümünde az bir kuyruk vardı oda yaklaşık 15 dk sürdü . Normal giriş ücreti ise 16 Eur. Kesinlikle roma pass kartı edinmeniz tavsiye edilir.

Bu devasal görkemli yapı karşısında gerçekten insan etkileniyor. Girmeden önce bol bol fotoğraf çekimi yaptık. Ama içerideki görüntü tabiki filmlerde gördüğümüz sahneler gibi değil. Yıkık dökük bir görüntü ve zeminin olmayışı dikkatimizi çekti.


İtalya’nın başkenti Roma’da bulunan Flavianus Amfitiyatro olarak da bilinen Kolezyum bir arenadır.Usta bir komutan olan Vespasianus tarafından MS72 yılında yapımına başlandı ve MS 80 yılında Titus döneminde tamamlandı. Daha sonraki değişiklikler Domitian hükümdarlığı zamanında yapılmıştır.

İmparatorlar burada Roma halkını eğlendirmek için ve biraz da kendi eğlenceleri için gladyatör dövüşleri düzenlerdi. Bunlardan başka pek çok halk gösterileri, taklit deniz savaşları, hayvan avcılığı, infazlar, meşhur savaşların yeniden canlandırılması, klasik mitolojiye dayanan dramalar olurdu. Kolezyum daha sonra barınma yeri, iş dükkânları, dini kışlalar, istiham, taş ocağı, Hıristiyan türbesi olarak çeşitli amaçlarla kullanıldı. Asıl adı Arena iken, sonradan, girişteki heykelin adını aldı7 Temmuz 2007 tarihinde, Dünyanın 7 harikası’ndan biri seçildi.

Roma forumu için öyle bir kuyruk vardı ki , sıraya girmek hiç istemedik .Roma Pass kartın burda bir önemi yok. Kolezyuma girdiğinizde aynı bilet ile geçiş yapabiliyorsunuz.


Kolezyum çıkışı  çok güzel bir gösteri bizi karşıladı. Roma tarihinin sahnelendiği uzun bir geçit töreni bizi karşıladı. Her pazar olan bir etkinlikmiydi açıkçası bir fikrimiz yok.Bu töreni izledikten sonra yine

Romanın ünlü dondurmacılarından birinde dondurma keyfi yaptık ( Galateria / İspanyol merdivenlerinin bir arka sokağı) ve Son günümüz olduğu için ünlü pizzacısı

Pizzeria da Baffetto Via del Governo Vecchio 114, 00186 Roma, İtalya gittik.

Bloglarda okuduğumda uzun kuyruklar olduğu yazıyordu bir önceki akşam gitmeye niyet ettiğimizde yaklaşık 1,5 saat kadar beklememiz gerektiğini öğrenince geri dönmüştük.Bu sefer daha erken bir saat olduğundan  şanslıydık  ve yaklaşık 30 dk gibi bir süre bekledik. Kesinlikle beklediğimize değdi diyebilirim. Siparişlerde biraz uzun sürede gelmesine rağmen cidden çok lezetliydi. 7 kişi hesap 130 Eur.

Ve son durağımız Trastevere.

Metro ile Trastevere durağında indik ama yanılmışız. Köprüyü geçer geçmez ilk durakta inmemiz gerekliydi. bunu Trastevere durağında indikten sonra anlamıştık. Çünkü etrafta hiç birşey yok sessiz sokaklar acaba yanlış  yeremi geldik diye düşünürken geri dönüş yolunda 1 durak geride inmemiz gerektiğini anladık.

Zaten kalabalık bir sokak sizi bekliyor. Taksim asmalımescit sokaklarını andırıyor. Hediyelik takı ve alışveriş yapabileceğiniz stantlar var. Ve bir çok restoran ve barlar  sizi karşılıyor. Cıvıl cıvıl sokaklarında dolaşmak keyif vericiydi. Herksin elinde koskocaman tostları görünce şaşırmıştık.

Derken karşımıza müthiş bir tostçu çıktı. Kesinlikle yemenizi tavsiye ediyorum. O kadar görkemli duruyordu ki kim bu tostu yiyecek demiştik. Kesinlikle yeniyor o yüzden boyutu sizi korkutmasın.

Capatoast mutlaka deneyin.

Hediyelik bir kaç birşey alıp yolculuğumuzun sonuna geldik. Ertesi gün uçağımız 14:45 deydi ve çok gezecek vaktimiz olmadığından . Erken kalkıp bir yerlerde kahve içip vakit geçirdik. 12:00 de daha önce anlaştığımız servis biz aldı ve hava limanına 12:40 gibi vardık. Uçak kapı noktası bulunduğunuz yerden baya uzak oluyor bilginize. Son dakikada giderim derken karşınıza 15 dk lık bir yürüme mesafesi çıkabilir.

Keyifli bir roma gezisinden aklımda kalanlar böyle, gidecek olanlara şimdiden keyifli tatiller.

 

Read the latest car news and check out newest photos, articles, and more from the Car and Driver Blog.

Malezya ve Çin turlarına katılmak için en güzel zamanlar yaklaşıyor

Malezya ve Çin turlarına katılmak için en güzel zamanlar yaklaşıyor.Tayland, Singapur, Endonezya ile komşu olan Malezya, Asya’da yer almaktadır. Andaman ve Güney Çin denizinde kıyısı bulunan Malezya, Batı ve Doğu Malezya olarak ikiye ayrılmıştır. Malezya tropikal iklimin etkisinde olan bir ülkedir. Bunun için Malezya turlarına katılacağınız zamanları iyi seçmelisiniz.

Malayca, Malezya resmi dilidir.

Malezya Turları için en doğru zaman Ocak ve Mayıs ayı arasıdır. Yıl boyunca yağış alan bir ülke olduğu için gideceğiniz zamanı iyi seçmelisiniz. Nisan ve Aralık ayları arası aslında Malezya turları için en doğru zamandır. Kuala Lumpur, Subang Jaya, kulang, Johor Baharu ve İpoh Malezya turları sırasında en sık ziyaret edilen şehirlerin başında gelmektedir.

Hindistan cevizi sütü ve baharatlı yemekleri, taze meyve, sebzeleri ile meşhur olan Malay mutfağı oldukça ünlüdür. Tadına bakabileceğiniz en güzel seçimleri Malezya mutfağında yakalayabilirsiniz. Batik kumaşlar, kurşun kalay ürünleri, heykeller, kutular, fotoğraf çerçeveleri, kol düğmeleri ve takılar kesinlikle alışveriş sırasında incelemeniz gerekenler arasındadır.

Malezya turları sırasında Petronas İkiz Kuleleri, Batu Mağaraları, Kuala Lumpur Kuş Parkı, İslamMüzesi, Kinabalu Dağı, Keke Lok Si Tapınağı, KLCC Su Parkı, Bukit Bintang Pazarı ve Gunung Mulu Doğal Parkı görmeniz gereken en önemli noktaların başında gelmektedir. Yeni bir kültürü yakından tanıyacak, farklı ama bir o kadar keyifli keşifler yapacaksınız. Sizin için eğlenceli zamanların Malezya turunda olduğunu bilmelisiniz.

Çin Turları da mutlaka değerlendirmelisiniz!

Moğolistan, Rusya, Kuzey Kore, Sarı Deniz, Doğu Çin Deniz, Vietnam, Laos, Birmanya, Hindistan, Bhutan, Nepal, Pakistan, Afganistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Tacikistan ile sınırları olan Çin Halk Cumhuriyeti’nin başkenti Pekin’dir. 1,357 Milyarlık nüfusu ile dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin’in para birimi ise Renminbidir. Çin’in resmi dili Çince ve Uygarca’dır.

Çin turu kapsamında gezip göreceğiniz ve kesinlikle keyfini çıkaracağınız noktaları ne kadar çok araştırırsanız sizin için o kadar iyi olacaktır. Çünkü bilinçli şekilde bir tura katılırsanız oldukça keyifle gezebilirsiniz. Pekin, Hong Kong, Şanghay, Guangzhou, Guilin ve Kowloon Çin’in en önemli şehirleri arasındadır. 2020 yılında dünyanın en güçlü ekonomisine sahip ülkesinin Çin olması beklenirken, turist ağırlama konusunda da oldukça başarılı olduklarını bilmelisiniz. Tamam, biraz kalabalık ancak gezip göreceğiniz ve ülke hakkında bilmeniz gereken pek çok detay bulunmaktadır.

Tropikal iklim etkisinde olan Çin, kışın yağışlı ve serin, yazın ise 30 derece civarındaki sıcaklığı ile tercih edilir.

Çin turları için en güzel zaman bahar aylarıdır. Renk, şekil, koku, tat ve beslenme değerlerine önem veren Çin mutfağında kesinlikle kendinize uygun lezzeti bulabilirsiniz. Pirinç, kırmızı et, et, balık, yeşil ve kök sebze Çin mutfağında en sık kullanılan ürünlerdir. Noodle ve Horse Hoof Cake Çin’de tadına bakmanız gereken en güzel lezzetlerin başında gelmektedir. Ayrıca Çin turunda Çin Seddi, Yasak Şehir, Toprak Askerler, Bund, Yaz Sarayı, cennet Tapınağı, Li Nehri, Huangshan Dağ ve Juizhaigou nehri görmeniz gereken yerlerin başında gelmektedir.

Read the latest car news and check out newest photos, articles, and more from the Car and Driver Blog.

Yeşilin Mavi İle Şölen Tadında Buluştuğu Fethiye Koyları

Antalya ve Muğla Türkiye’nin dünyaca tanınmış bir tatil merkezi olmasında en önemli rolü oynayan iki ilimiz ve biri Akdeniz diğeriyse Ege bölgesinde bulunan bu muhteşem illerin kesiştiği noktada yer alan Muğla’nın Fethiye ilçesi her iki ilin ve bölgenin tüm güzel özelliklerinin birleştiği eşsiz bir tatil beldesi. Son yıllarda yamaç paraşütü tutkunlarının akın etmesi ile eskisinden çok daha popüler hale gelmiş durumda olan Fethiye aslında sadece yamaç paraşütünün değil birçok farklı doğa sporunun yapılabildiği bir destinasyon aynı zamanda. Tabi ki bununla da kalmıyor çünkü Fethiye Türkiye’nin en etkileyici koylarına da ev sahipliği yapıyor ve bu nedenle yat turizminin de her daim en fazla tercih edilen rotalarından biri olmayı kolayca başarıyor. Hemen herkesin hayatı boyunca adını bir hatta birkaç kez duyduğu, şanslı olanların katılma fırsatı yakaladığı dünyaca ünlü mavi yolculukların da gözde rotalarından biri tabi ki Fethiye. Uzun yıllardan beri hem yerli hem de yabancı gezginler mavi yolculuklara katılmak, rüya tadında deniz tatilleri yapmak için Fethiye’yi tercih ediyorlar ve bir kez bu büyülü deneyimi yaşayan herkes mutlaka bir kez daha yaşamak için yeniden Fethiye’nin yolunu tutuyor.

Klasik tatilleri unutun!

Fethiye’nin Türkiye’nin en ünlü ve güzel tatil merkezlerinden biri olması sebebiyle hemen herkes hayatı boyunca en az bir kez hatta çok daha fazla kez bu ünlü tatil beldesine gidip tatil yapmıştır. Ancak Fethiye’de daha önce hiç yaşamadığınız kadar keyifli, doğa ile baş başa, denize doyacağınız bir tatil yaşamak için yat kiralamak en doğru seçenek. Tekne ile yapılan Fethiye tatillerinde ilçenin tüm dünyada tanınan koylarında harika zaman geçirerek bugüne dek yaptığınız tatillerden çok daha farklı, dinlendirici ve zevkli bir tatil yaşayabilirsiniz.

Fethiye yat kiralama açısından tahmin edebileceğiniz üzere son derece geniş alternatifler sunuyor,zira ilçe sadece ülkemizin değil dünyanın en tanınan yat turizmi merkezlerinden biri. Farklı büyüklüklerde, özelliklere sahip onlarca tekne arasından biri mutlaka tam aradığınız yat. Geniş alternatifler fiyatlara da yansıyor ve her bütçeye uygun onlarca yat deniz tutkunlarının beğenisine sunuluyor. Yani, siz de bütçenize uygun bir yat kiralayarak ülkemizin en etkileyici koylarında hayallerinizdekinden bile daha güzel bir tatil yaşama şansı yakalayabilirsiniz. Sadece Fethiye’yi değil tüm Ege Bölgesi’ni gezebilirsiniz

Alaturka yat kiralama sayesinde yat kiralayarak sadece Fethiye’yi değil tüm Ege Bölgesi’ni gezebilirsiniz tabi ki. Özellikle Fethiye’nin de bulunduğu Muğla ilinin Ege denizi kıyısında yer alan herbiri ayrı güzellikteki, ünlü ve gözde tatil merkezleri Bodrum, Marmaris, Datça koylarında yapacağınız yat gezilerinin muhteşem geçeceğinden emin olabilirsiniz. Yat kiraladığınızda bu rotalardan herhangi birinde gezinmeyi tercih edebileceğiniz gibi tüm bu ünlü beldelerin koylarını da gezeceğiniz uzun bir tatil deneyimi yaşayabilirsiniz. Bu arada Fethiye, Bodrum, Marmaris efsanevi mavi yolculukların da en önemli rotaları. Ayrıca Fethiye’nin Muğla ile Antalya’nın sınırında yer aldığını da belirtmiştik yazımızın başında, yani yat kiralayarak Fethiye’den Antalya kıyılarına bile uzanabilirsiniz. Kısacası bu yazı geçmiş yazlarınızdan farklı, çok daha keyifli ve doğa, deniz ile dopdolu bir tatille değerlendirmek, sadece bedenen değil ruhen de dinlenmek, zihninizi günlük hayatın stresinden, sorunlarından uzaklaştırıp önünüzdeki uzun kış mevsimine hazırlanmak için en doğru alternatif yat kiralamak. Emin olun ki bir tatilden beklediğiniz her şeyi hem de fazlasıyla bu gezide yaşayacaksınız ve ilk fırsatta tekrar aynı deneyimi yaşamak için yazın gelmesini iple çekeceksiniz.

 

Read the latest car news and check out newest photos, articles, and more from the Car and Driver Blog.

Böyle Kemer Görülmedi

Rihanna yaparsa olur dediğimiz bir trendle daha karşı karşıyayız :-)Büyük ötesi kocaman bir kırmızı kemer…. Rihanna’ nın hoşuna giden her şeyi giydiğini biliyoruz. Peki rihanna’ nın bu tarzını sevdiniz mi? Sizinde hoşunuza gittiyse ve denemek istiyorum diyorsanız böylesi büyük bir kemer ile ilgi odağı olacağınız kesin .

redriharedriha2

redriha3

Yeni yıl için kırmızı bir aksesuar fena olmaz doğrusu 🙂

kemerlarge

 

Read the latest car news and check out newest photos, articles, and more from the Car and Driver Blog.

Related Posts with Thumbnails