Tarihin, Modanın kalbi Milano…. Haziran 2010
Gezi Notları Archive
Budapeşte Gezi Notlarım / 03-05 Haziran 2010
Orta Avrupa turuna kaldığım yerden devam ediyorum. Viyana ve Prag Notlarım için Lütfen Tıklayın!
Prag’ da başlayan yolculumuzun Viyana’dan sonraki son durağı ise yol üzerindeki Slovakya’nın başkenti Bratislava ve hemen sonrasında Macaristan’ nın Başkenti Budapeşte oluyor.
Bratislava – Slovakya 03 Haziran 2010
Viyanadaki sabah kahvaltısının ardından , Budapeşte ye gitmek üzere yolculuğa çıktık. Budapeşte‘ ye gitmeden önce yol üzerinde bulunan Slovakyanın başkenti Bratislava şehrine uğradık. Viyandan yaklaşık 1,5 saat sonrasında Bratislava’ ya ulaştık. Hava Viyana’ya göre oldukça sıcaktı. Tuna Nehri kıyısında yer alan şehir hem Avusturya’ya hem de Macaristan’a sınırı var. Dünyada bu şekilde iki devlete sınırı olan sadece iki tane başkent varmış. Bratislava’nın gezdiğimiz kısmı çok şirin bir kasabaydı.
Yürüyerek şehri turlamaya başladık. Maria Teresa ‘nın dolaştığı yerlere iz bırakmışlar çok ilginçti. Biz ayak izlerine basarak yürümeye devam ettik. Şehrin sıfır noktasının belirtildiği noktada herkes fotoğraf çekilmek için sıraya girdi:-)
Küçük hediyelik eşyaların satıldığı merkezde biraz dolaşıp vakit geçirdik. En ilginç heykellerden bir tanesi de bir işçinin devamlı bayanların etekleri altından gözetlediği için onun heykelini yapmış olmlarıydı. Tüm bayanlar kafasının üstünü ezerek poz veriyorlarmış. E tabi bizde fotoğraf çekildik:-)
Daha sonra güzel bir kafede kahvelerimizi yudumladıktan sonra Budapeşte’ ye doğru hareket ettik.
Budapeşte – 03 Haziran 2010
Yakşaşık 2 saat sonra Tuna nehrinin iki yakasındaki Budin ve Peşte şehirlerinin 17 Kasım 1873 yılında birleşen Budapeşte ye ulaştık.
Budapeşte’ye girer girmez, Tuna nehri üzerindeki köprülerin ve karşı kıyı Peşte’nin çok güzel göründüğü Gellert Tepesine çıktık. Muhteşem bir görüntü ile karşılaştık.
Gellert, Macarları Hristiyan inancı ile tanıştıran din adamı. Tepe adını, Venedik Piskoposu Gellert’ten almış. 1000 yılında Macaristan’ın ilk kralı Szent İstvan, halkını Gellert’in de yardımıyla Hıristiyan dinine inandırmış. Kralın ölümünden sonra kentte Hıristiyan olmayan halk ayaklanmış, Gellert’i bir fıçıya koyup, tepeden aşağıya Tuna’ya yuvarlamışlar. Sonraları tepenin yamacına, fıçının düşüp parçalandığı kabul edilen yere bir anıt yapılmış.
Az ilerde Özgürlük Anıtı vardı. Bu anıt, 1947 yılında Macaristan’ın bağımsızlığı uğruna ölenlerin anısına yaptırılmış.
Hemen ardından Kaleler bölgesine geçtik. Meşhur Mathias Kilisesinin hemen önünde Balıkçılar Burcu vardı. 7 adet burç, bu topraklara gelen 7 Macar kabilesini temsil ediyormuş. Asıl ilginç yapı ise kalenin içinde Mathias Kilisesinin hemen yanında inşa edilmiş olan Hilton Budapest Oteliydi:-)
Kaledeki kısa turumuzdan sonra , Kahramanlar Meydanına( Hösok Tere ) indik. Sütunun üzerinde, Melek Cebrail, elinde tuttuğu çift kertikli hacı ile (din ve devleti temsil ediyor) şehri selamlıyor. Bunun altında, Balıkçılar Burcundaki 7 kule gibi, buraya ilk yerleşen 7 kabile şefinin heykelleri duruyor.
Arkadaki iki dairesel kolonda, Macar tarihinin ünlü şahsiyetlerinin heykelleri sıralanmış. 1896 ‘da Macaristan devletinin birinci yılını kutlamak için inşa edilmeye başlayan Kahramanlar Meydanı, ancak 1929 yılında tamamlanabilmiş.
Hava buradada yağışlı olduğu için çok vakit geçiremeden otele giriş yaptık. Otel Budapeştenin merkezinde ve diğer oteller e göre olduça büyüktü. Best Western Hotel Hungaria 4* www.danubiushotels.com/bwhungaria
Otelde yerleşip, yarım saat dinlendikten sonra karnımızı doyurmak için dışarı çıktık. Yarım saat yürüyüşten sonra (Török türk demek) Török Lokantasına rastladık. Budapeşte de de türk lokantalarına fazlasıyla rastalanbiliyor. Uzun süredir çorba içmemenin acısını burada çıkardık.Ve bir haftadır ilk kez ayran içtim. Özlemişim ehe:-) Akşam yemeğinden sonra Arena alışveriş merkezine girdik. Saat henüz 9 olmasına rağmen bir çok yer kapalıydı o yüzden dolaşamadan otele geri dönüş yapmak zorunda kaldık. Sokaklarda fazlasıyla çingeneler vardı .
Ertesi sabah geniş bir kahvaltı olmasına rağmen kullandıkları yağlardan dolayı gene salata ve meyve yiyerek kahvaltımı geçiştirdim.Turun düzenlediği Esztergom & Visegrad & Szentendre gezisine 60€ katılmayıp Estergona gitmek için aldığımız notlarla birlikte yola çıktık.
Budapeştedeki para birimi Forint. 1 eur yaklaşık 280 Forint yapıyor. Budapeştedeki günlük biletler 1150 Ft yaklaşık 5,50-euro. Hemen hemen diğer yerlerdi ulaşım bedeliyle aynıydı.diğer yerlerden farklı olarak. Bileti diğer ülkelerde makineye okutturup yanımızda taşıyorduk. Burada ise bileti aldığınız an el yazısı ile tarih saat yazılıyor ve girişlerde görevliler biletlerinize bakıyor. Yer altı geçilerinden geçerken yerlerde yatan evsizlere rastladık. Biraz ürkütücü bir şehir gibiydi.
Günlük biletlerimizi adlıktan sonra metro ile Estergona giden otbüs durağında indik. Yaklaşık 1,5 saat süren yolculuk sonrası Estergona ulaştık. Otobüste karşılaştığımız bir öğrenci ile birlikte kaleye doğru çıktık. Muazzam bir görüntüsü vardı.
Estergon Kalesi ilk olarak İ.Ö 100 yılında yapılmış, Tarihsel süreç, Keltler, Romalılar ve Osmanlı’ları taşımış ve katman katman mimari özelliklerini bırakmışlar burada. Osmanlılar, son olarak kaleyi terk ederken, toprakla doldurmuşlar. Bu nedenle , dönemin kalıntıları, ancak, müze içerisindeki, cam örtülerin ardından görülebiliyormuş. Estergon’un hemen önünde, Slovakya başlıyor, Tuna üzerindeki köprüden , yürüyerek Slovakya’ya gitmek mümkün. Tam aşağıya yürümeye üşendiğimiz sırada üstü açık trene rastladık.
Minik öğrencilerinde bulunduğu trenle şarkılar eşliğinde slovakyaya geçiş yaptık . Karşıdan Estergon kalesine bakmak daha muazzamdı.
Ve tekrar budapeşteye geçip otobüs durağında indik. 1,5 saatlik yolculuk sonrası.
Gül Baba türbesine gitmek için Heaf isimli trenle gül baba türbesinin bulunduğu yere geldik. devamlı bir gül taşıdığı için Gül Baba denen ve asıl adı Cafer olan Bektaşi Dervişi, Kanuni Sultan Süleyman’ın daveti üzerine Budapeşte gelir. Tekke kurarak , Bektaşi hoş görüsü ile Budin halkının sempatisini kazanır. 1541 yılında da savaşta şehit düşmüş. Türbenin içi çok güzel kokuyordu gayet iyi bakmışlar.
Daha sonra yemek yemek için merkeze indik. Büyük bir alışveriş merkezine girip türk lokantasında karnımızı doyurduk. Fena değildi ayrıca bura da da ayran vardı:-) Biraz alışveriş sonrası, fashion street de yürüyüş yaptık.Bizim istiklal caddesine benziyordu. Çok kalabalık ve çok canlıydı ve sonrasında otele dönüş yaptık. Ertesi gün sabah kahvaltısı sonrası 10:00 gibi otelden ayrıldık. Havaalanından 13:45 THY uçağıyla istanbula dönüş.16:40 istanbul saatiyle istanbula geldik. İstanbulu özlemişim:-) Yağmurlu bir karşılama oldu ama olsun….
Fotoğraflar: kadinplus
Masal Şehri Prag – 29-31 Mayıs 2010
Geçen hafta katıldığım Orta Avrupa turundan İzlenimlerim…
İlk yolculuğumuz PRAG - Çek Cumhuriyeti - 29 Mayıs 2010
Prag: (Hakkında)
Prag “Altın Şehir”, , “Masal Şehri”, “Şehirlerin Anası” ve “Avrupa’nın Kalbi” gibi isimlerle de anılır. Prag’ın bir özelliği de 2. Dünya savaşında pek zarar görmemiş olmasıdır. Bu sayede birçok tarihi ev ve mekanı barındırır.
Adını çekçe “praziti”, yani “ağaç yetişen yer” anlamına gelen sözcükten alan şehir.
Mitolojiye gore 6. yüzyılda efsanevi Prenses Libuse ve Prens Premysl’ in kurduğu kabul edilen Prag, 9. yüzyıldan itibaren Çeklerin başkenti olmuştur. 14. yüzyılda imparator 4.Karl’in imar faaliyetleriyle sıradan bir şehir olmaktan çıkıp bir metropol haline geldi. 17. yüzyıldan itibaren Avusturyalıların egemenliğine girdi, 1918′ de kurulan Çek Cumhuriyeti’ nin başkenti ilan edildi. 1939′da ise bombardıman tehdidi uzerine Almanlara teslim edildi. 1945′ te Rus askerleri tarafindan istila edilen kent, 1948′ de yapilan seçimlerinin ardından 40 yıllık Komunist iktidarına adım attı. Bugün Cumhurbaşkanı olan Vaclav Havel ‘in dünyaya tanittigi Kadife Devrimle 1989′ da yeniden demokrasiye geçebildi.
Thy ile yaklaşık 2 saatlik güzel bir uçuş sonrası soğuk beklediğimiz Prag’da 19 derecelik ılık bir hava ile karşılaştık. ( Thy yolları kahvaltısındaki mantar ve omlet süperdi)
Gitmeden önce sık sık hava durumunu kontrol edip bavula nasıl kıyafetler koymam gerekir diye kara kara düşünmüştüm ki , tişörtle bile gezebileceğimi düşünerek büyük bir sevinçle Prag’ a merhaba dedim:-)
Hemen saatlerimizi 1 saat geriye aldık.
Öncelikle belirtmeliyim ki ilk gün gezilecek çok fazla yer olduğundan dolayı yorucu bir gün oldu bizim için, o yüzden mutlaka spor ayakkabı hatta yürüyüş ayakkabılarınızla gitmenizi önemle tavsiye ediyorum. Çünkü turun düzenlediği şehir turu yaklaşık akşam 20:30’a kadar sürdü , akşam otele vardığımızda ayaklarımızın altı yara olmaya ramak kalmıştı:-) Bir diğer ek bilgi ise ilk gün direk otele yerleşmeden şehir turuna başladığımız için, notlarınızı ve atıştırmak için yanınıza bir şeyler almayı unutmayın… çünkü paralarımızı anca 17:00 gibi çevirebildik o zamana kadar aç susuz kalmak kötü oluyor.
Prag da para olarak Çek Korunası kullanılıyor yaklaşık 1 Eur : 26 Çek Korunası TL olarak nasıl pratik düşünebiliriz derseniz, 299 CZK olan bir ürün ise sonraki 0 ’ı kaldırın 29 TL olarak düşünün, yaklaşık bir rakam tabi pratik hesap için.
Tur rehberi ile birlikte panoramik turumuzun ilk başlangıcı Prag kalesi oldu. Kalede en dikkat çeken yapı, uzun yıllar inşaatı tamamlanamayan, Çek Cumhuriyeti’nin en büyük katedrali
Aziz Vitus … Yapımına kral 4. Charles’in “dinde daha güçlü olma” isteğiyle 1344 yılında başlanan ancak inşaatı 1929′da tamamlanan Gotik ve neogotik tarzdaki katedral, 124 metre uzunluğu ve 33 metre yüksekliğiyle de dünyanın 5. büyük katedrali. Yapıyı kötü ruhlardan koruduğuna inanılan Çevresindeki çirkin suratlı ejderha heykellerine rastlanıyor.
Fotoğraf çekmek için yere yatmanız gerekiyor yoksa kareye sığdırmak çok zor:-)
Katedralin içine girmek için turistler uzun kuyruklar oluşturmuşlardı bizde girip girmemekte kararsız kaldık ama içerdeki görkemli görüntüye de bakmadan yapamadık bizde sıraya girmeye karar verdik yaklaşık 20 dk sonra anca içeriye girdik.Renkli vitraylar çok güzeldi.
Bu arada tur rehberinizi sakın kaçırmayın yoksa bizim gibi yaklaşık 30 dk onu aramakla geçirebilirsiniz. Bizim rehber öyle hızlıydı ki yetişmek ne mümkün:-)
Köprüye ilerlerken oyuncak müzesine uğradık. Müze girişi 2 €. Tüm oyuncakları bir arada bulabileceğiniz şirin bir müze.Oyuncak meraklıları uğrayabilir.
Köprüye doğru ilerlerken Kafka’nın evinin hemen yan sokağında en dar sokağa rastlıyoruz. Trafik ışığı bile koymuşlar çünkü anca o sokaktan tek kişi geçebiliyormuş:-)
Daha sonra Vltava nehrini süsleyen Charles Köprüsüne iniyoruz… Adını aldığı kral 4. Charles tarafından yaptırılan ve sağlam olması için inşaatında her yıl 10 bin yumurta akı kullanılan köprüde, çeşitli konuları anlatan veya Azizleri simgeleyen 30 heykel bulunuyor.En renkli ve eğlenceli sokak burası diyebilirim.
Para bozdurmak için Tur Rehberinin önerdiği Xchange döviz bürosundan paralarımızı bozdurduk. Kesinlikle Tur rehberinizin önerdiği yerden bozdurun yoksa kazıklanmanız çok olası:-)
Çok ilginç bir durum ise dilencilerin dilenirken utanç ifadesi ularak dizlerini ve kafalarını yere koyarak dilenmeleriydi…
Daha sonra Astronomik saat kulesinin önüne geliyoruz.
Üzerinde 12 burcun da temsil edildiği saatin üst kısmında, her saat başı çanlar çaldığında iki küçük pencere açılıyor ve içinden 12 havariyi temsil eden heykeller çıkıp izleyenlere selam veriyor. Aynı anda saatin sağ yanındaki yaşam ve ölümü temsil eden iskelet figürü elindeki asayı yere vurup, “topraktan gelip toprağa gitmeyi” hatırlatırken, hemen yanındaki “şatafat ve gösterişi” simgeleyen elindeki sazıyla bir Osmanlı ile saatin öbür ucundaki “cimriliği” anlatan Yahudi, “Hayır” dercesine kafasını sağa-sola sallıyor.
Bu dünyaca tanınmış 1400′ lü yıllardan kalma saat kulesinde de tıpkı Charles Köprüsü’nde olduğu gibi o dönemdeki Osmanlı’ya karşı ön yargıların izleri görülüyor.
Saat kulesinden sonra serbest dolaşmak için -1-2 saat verildi hemen bir Mc Donalds ‘dan yemek yedik . Düzgün yemek yiyebileceğimiz yer bulmak o kadar zor ki McDonalds sizin tek kurtarıcınız:-)
Akşam 21:00 gibi sonunda otele geldik.
ALBION HOTEL & Congress Centre 4* www.albionhotel.cz
Otel şehir merkezine 15 dk’ lık bir mesafedeydi. Orta standartta bir otel olup eskiden yurt olarak kullanılıyorumuş:-) Kahvaltısı tam bir fiyaskoydu. Yicek bir şey bulabildiğinize şükür edeceksiniz. Türkiye’ nin yicek içecek konusunda ne kadar zengin bir ülke olduğunu daha çok anlayacaksınız bu kesin. Musluk suyu içiyorlar ama biz genede dışarıdan su almayı tercih ettik. Yaklaşık 50 çek korinası bir şaşal su yapıyor. Ama alırken dikkat etmeniz gereken bir konuda su ve soda karıştırılıyor özellikle gazsız istediğinizi belirtin:-)
Ertesi gün PRAG – Karlovy Vary – 30 Mayıs
Prag ‘ da İkinci günümüz , 30 mayıs sabahı çok ama çok zayıf bir kahvaltıyla güne merhaba dedik
Zeytin ve Peynirin olmadığı ,haşlanmış yumurta ,domates, salatalık ve birkaç elma geçiştirdik..
Ekstra Tur Programı
Öğle yemekli Karlovy Vary turu düzenlenmişti.(60 € )
Turun düzenlediği öğle yemekli Karlovy Vary turuna (60 € )katılmayıp, kendimiz gitmek için önceden tuttuğumuz notlarla yollara koyulduk. Metro terminalindeki bir büfeden 24 saatlik bir bilet satın aldık 100 CZK yani yaklaşık 4 Eur.
Ulaşım
Günlük almak çok mantıklı çünkü Prag ‘ daki ilk günümüz Tur rehberi eşliğinde geçti.2. gün için bilete ihtiyacımız oldu gün boyu bu biletle dolaştık .Bu biletleri sadece ilk kullanımda bir kez makineye gösteriyorsunuz, tarih ve saati yazıyor, sonra bileti sadece yanınızda taşıyorsunuz.sivil görevliler görmek isteyebiliyor. Biz bir kez kontrol edildik 3 gün içinde. Mutlaka yanınızda bulundurun.
Sehir 10 bolgeden olusuyor. Sehir merkezi “Prag 1″ olarak numaralandirilmistir
Metro
Prag Metrosu 3 hattan olusmakta olup her hat farkli renkteki bir harf ile taninmaktadir.
Hat A Yesil renk (Skalka – Dejvicka istasyonlari),
Hat B sari renk (Cerny – Zlicin istasyonlari),
Hat C kirmizi renk (Nadrazi Holesovice – Haje istasyonlari).
Metro sabah 5 ile gece 12 arasinda islemektedir.
Mustek yani şehir merkezinden sadece 2 durak ötede (sarı renkli metro yolu) Prag şehirlerarası otobüs terminali olan Florenc durağında indik. Karlovy Vary yolculuğu yaklaşık 2,5 saat sürüyor. Dönüş biletinin kalmama olasılığı yüksek olduğundan dolayı terminalden gidiş – dönüş bilet almak çok daha mantıklı. ( siyah noktayla işaretlediğim yerler müstek ve Florenc durakları bizim otelin bulunduğu metro durağı andel durağıydı, Andel den binip Florenc durağında indik)
Gidiş dönüş bileti iki kişi yaklaşık 600 CZK tuttu. Yani 25 Eur. Yaklaşık karımız 30 Eur oldu. Ve kendi keşiflerimizle eğlenceli bir yolculuk geçirdik.
Yol boyunca bol yeşillik ve küçük kasabalar gördük muhteşemdi.
Karlovy Vary mükemmel bir doğası, pasta evler gibi görünen harika mimarisi, ucuz alışveriş yapma imkanları ile dolu, her adım başı şifalı suların fışkırdığı, içinden nehir geçen küçük bir termal kasaba… Ucuz alışveriş mekânı olduğu kesinlikle doğru, daha önce notlarımda okumama rağmen alış veriş yapmadığıma çok pişman oldum. Çok şık pullu törpülerin fiyatı Karlovy Vary de 2 Eur iken merkezde 4-5 Eur ya kadar çıkabiliyor. Alışveriş yapacaksanız mutlaka buradan yapın derim.
Karlovy Vary, Prag şehrine yaklaşık 2,5 saat mesafedeki, 1358 yılında IV.Charles tarafından bulunan, kaplıcaları ve festivalleri ile ünlü, Atatürk,Karl Marx,Bethooven gibi birçok ünlünün dinlenmek için tercih ettiği koruma altında bulunan bir şehir.
Şehrin efsanesine göre, kral bir geyik vurmuş ve geyik yaralı olarak kaçmayı başarmış. Geyiğin şifalı sulardan içerek iyileştiğini gören kral, burada bir yazlık saray kurmuş.
Alman kralı Carl, sıcak ve şifalı suların bulunduğu bu köye adını vermiş ve köşkler yaptırmış. Derken, bunu duyan diğerleri de koşarak buraya gelince, o devrin en güzel konak ve otelleri, buraya inşa edilmiş.
Şehir adını, Charls tan, yani Karl dan almış. Şehirde sıcaklıkları 30-70 derece arasında değişen 12 termal kaynak bulunuyor.
Bunlar: her türlü hastalığa şifa olmaktaymış. 1918 yılında, Atatürk ün tedavi amacıyla gittiği, Karl Marx, Beethoven ve Mozart gibi birçok ünlünün de dinlenmek için tercih ettiği bir şehir, daha sonra koruma altına alınmış. Bu kasabanın havası o kadar temiz ki, sokakta bile sigara içilmesine izin verilmiyor.
Bir vadide: yemyeşil iki sırt ve bunların arasında 1700-1800 yıllarında yapılmış binalar var. Nehrin kenarını dizilmiş evler, sanki suluboya bir tablo gibi, rengarenk ve masalsı bir güzelliğe sahip. Şeker, cici evleri ve parkları barındıran bir kaplıca şehri.
İlginçtir ki, kasabadaki şifalı su kaynakları ve çeşmeler numaralandırılmış. Doktorlar, günde, kaç şişe, hangi gün, hangi suyun içilmesi konusunda, insanlara reçeteler yazıp veriyorlarmış.
Bugün bile, kasabada dolaşan insanlar, ellerinde özel sürahiler ile geziniyorlar.Yani: burası, Avrupa’nın tarihi ve meşhur içmeler kasabası.Ama dikkat, fazla içmeyin, yoksa ishal olursunuz.Burası: aynı zamanda meşhur likör
Becherovkanın memleketi. Bitki ve baharatlı bu likör, sindirime iyi geliyormuş. 340 krona bir şişe ve 2 güzel kadeh almak mümkün. Bir doktor; bir ilaç yapımı için uğraşırken, bu likörü bulmuş. Yani: likör, aslında hem bir içki ve hem de ilaç niyetine.
16:20 saatlerinde aldığımız dönüş biletleriyle geri dönüş yolculuğuna koyulduk. 19:00 civarında Prag merkezde inip tekrar ilk gün telaşından görüp de doyamadığımız Charles köprüsüne gidip yürüyüş yaptık.
Köprü çıkışında nehir kıyısındaki bir restaurant da akşam yemeğimizi yedik. Biraz daha yürüyüş yapıp otele döndük.
3. günümüz Almanya -Dresden- 31 mayıs
Prag’ a 2 saatlik bir yolculuk ile ulaşılabilen Almanya -Dresden turuna katıldık. Bu kadar yakınken bir ülke daha görmek iyi bir fikirdi.
Sabah 08:30 gibi Almanya için yolculuğa çıktık. 2 saat sonra artık Dresden dedik. Hava Prag’ a göre bir hayli soğuktu sırf tişört ve ceketle günü geçirirken, kat kat giyinmek durumunda kaldık. Yaklaşık hava 10 derceydi. Eğer bu tarihlerde gitmek istiyorsanız bu yüzden yanınızda kalın birşeyler bulundurmayı ihmal etmeyin.
Elbe Nehrinin kenarında kurulan Dresden’e “Elbe’nin Floransa’sı” da denir. Dresden çok sayıda sanat eseri koleksiyonları barındırır. Bugüne dek ayakta kalmış olan sayısız muhteşem barok yapı, Güçlü August döneminin şanını ve ihtişamını taşımaktadır. Dresden eski Doğu Almanya toprakları içinde yer alır.
Dünyanın enbüyük seramiği ise çok görkemliydi. Ancak bir kısmını çekebildim.
Muteşem bir manzarası var.Sanat akademisi,Saraylar ve bir çok yeri dolaştıktan sonra 3 saatlik bir serbest zaman verildi. Büyük Alışveriş merkezleirnin bulunduğu bir sokakta tekrar buluşmak üzere gruptan ayrıldık. Dresden’ deki büyük bir alışveriş merkezinin içine girer girmez yemek bölümüne daldık.Prag daki yemek krizinden sonra , burda gördüğüm çeşitlilik karşısında heyecana kapıldım. 3 gündür böyle zevkli yemek yediğimi hatırlamıyorum:-) Muhteşemdi… Biraz Mağazaları dolaşıp kendime de tişört almayı ihmal etmedim:-) Parfüm fiyatları Freeshop fiyatlarıyla neredeyse aynıydı. Tüm ülkelerdeki fiyatlar ve freeshoplar neredeyse aynı orantılıydı ama en uygun THY Freeshop belirteyim.
Ve yine Prag’ a dönüş.
Akşam yaklaşık 19:30 gibi tekrar Prag’a döndük. Prag’ daki son günümüzü güzel bir restauranta geçirmek istediğimizden , kampa adasına doğru ilerlemeye başladık.
Bol yeşillikli bahçede ilerleyip, nehir manzarasındaki restauranta ulaştık. Vejeteryan olduğumdan dolayı sınırlı seçeneklerdeki yemek seçimim sonucunda,bir salata ve sebze tabağıyla oldukça lezzetli bir akşam yemeği geçirmiş olduk. Yaklaşık 2 sebze tabağı , bir salata ve içecekler 700 CZK tuttu. 28 Eur civarı.
Gözalıcı gece manzarasıyla Prag daki son saatlerimizide geçirdikten sonra otele dönüş.
Fotoğraflar: Kadinplus
Sizinde yaptığınız gezilerle ilgili izlenim ve deneyimleriniz varsa lütfen mail atın yayınlayalım. Türkiye yada yurtdışı olması hiç fark etmiyor. Bu tura katılmadan önce, öyle çok gezi notları arayışım oldu ki , seyahat notları tutmak oldukça faydalı. Sizinde gezi anılarınız varsa lütfen kadinplus@gmail.com adresine gönderin sizin deneyimlerinizi, herkez paylaşsın…
























































































