

İzmir doğumlu fotoğraf sanatçısı Efe Babacan ile söyleşideyiz.
Düğün, kurumsal davet, lansman, mekan, ürün, portre fotoğraflarıyla Türkiye’nin hatta dünyanın her yerinde profesyonel fotoğraf ve video hizmeti veren fakat özellikle düğün fotoğrafçısı olarak bilinen Efe Babacan ile
“Dünyada ve Türkiyede Düğün fotoğrafçılığı” hakkında söyeşideyiz.
Aslında Amerika’da uzun yıllardır var olan düğün fotoğrafçılığı, bizdeki düğün fotoğrafçılığı anlayışında çok farklı. Orada da bir süre düğün ve organizasyon fotoğrafçılığı yaptınız. Amerika’ da düğün fotoğrafçılığı yaptığınız sürede nasıl tecrübeler edindiniz?
Amerika’da bu işi Peter Jordan, Lilet Hamp gibi büyük ustalardan öğrendim.Tarzımı, çalışkanlığımı ve yaratıcılığımı çok beğendiler. Bugün hala benim fikirlerimi kullandıkları oluyor. Ben onlardan o kadar çok şey öğrenirken, benim de onlara yeni fikirler vermem farklı kültürlerden gelen tarzları birleştirerek ortaya güzel bir sentez sundu. Zamanla birbirimize öyle alıştık ki, çekimlerde sadece bakışlarımızla konuşmaya başlamıştık. Bazen çekim yapılan yerde, bir noktadan diğerine koşarak orada gelişen enstantaneleri yakalamak lazımdır. 400 kişilik bir davette bazen 2, bazen 3 fotoğrafçı çekim yaptığımız grubu çok iyi izleyerek, en ufak ayrıntıları kaçırmadan takım ruhuna sahip bir şekilde çalıştık. Bu düğünler veya organizasyonlarda değişik kültürlerin ve insanların fotoğrafını çekmem benim için büyük bir tecrübe oldu.
Türkiye’ de çok iyi düğün ve organizasyon fotoğrafçıları var ama benim farkım Amerika’ dayken Hint, Vietnam, Kamboçya, Filistin, Meksika, Yunan, Amerikan, Kızılderili gibi değişik milletlerin düğün fotoğraflarını çekmem, farklı bir tarzımın ve bitmeyen bir enerjimin olması. 16 saat süren Hint düğünlerinde yorulduğumu ertesi gün anladım. Bunlar hep tatlı yorgunluklardı, değişik ortamlarda bulunup, yeni şeyler öğrenmek bu sürecin en güzel tarafıydı zaten.
- Düğün fotoğraflarını çekerken, sizin için önemli olan nedir?
Ön plana çıkarmak istediğim öncellikle gelinin güzelliği. Her gelin düğün günü dünyanın en güzel kadını olduğunu ispatlamak ister. Bunu ispat edecek kişi de fotoğrafçıdır. Bu önemli bir misyondur ve hassas dengeler üzerine kurulmuştur. Türkiye’ de evlilik fotoğraflarında genelde gelin damada bakar, damat geline bakar ve belli bir noktada yaratıcılık biter. Ben gelinin güzelliğini ön plana çıkardıktan sonra, her bir fotoğraf karesinin yaratıcı olmasına ve o düğün, sanki dünyanın en eğlenceli düğünüymüş havasını yaratmaya çalışırım. Eğer bir gökdelenin fotoğrafını çekiyorsanız, o gökdeleni en iyi açıdan çekip, camlarına bulut efekti koyarak, derinlik hissi verirsiniz ama düğünlerde ne belli bir açı vardır, ne de belli bir efekt. Her an her şey olabilecekken, tüm duyguları ve özel anları ön planda tutmanız gerekmektedir.
- Düğünlerde ve davetlerde fotoğraf çekerken, farklı milletlerden insanlarla karşılaşıyorsunuz. Yabancı düğünler ve yerli düğünlerdeki farklılıklar olarak mı düşünerek çekime başlarsınız yoksa kişileri anlamaya ve onların tepkilerine göre mi çekim yaparsınız?
Genelde herkes fotoğraf çektirmeyi seviyor. Fotoğraf çektirmeyi sevmeyen zaten bunu vücut diliyle belli ediyor ve o kişinin yanına yaklaşmıyorsunuz. Türk olsun yabancı olsun, herkesin beklentisi güzel fotoğraflar çektirmek. Amerika’ da fotoğrafçı olarak daha çok krediye sahipsiniz. Herkes sizi dikkatli bir şekilde dinliyor ve son derece uyumlu davranıyor. Türkiye’ de ise insanlara poz verdirirken zorlandığım anlar oluyor çünkü evet lütfen böyle yapın, şöyle durun dediğim zaman zorlananlar oluyor. Türkiye’ de fotoğrafçıdan beklenti daha düşük olduğu gibi, bazı kişiler tarafından uyum da daha düşük olabiliyor. Kendimi zaman zaman rejisör gibi hissediyorum. 2 veya 3 saat hiç durmadan, böyle yapın, şöyle durun diyerek fotoğraf çekiyorum. Daha önce hiç çekilmedikleri tarzda benim tarafımdan fotoğraf çektirilen kişiler hemen havaya girerek, evet bir de şöyle yapalım diyerek onlar da bana fikir veriyorlar ki, bence uyum burada tamamlanırken, beklentilerde tatmin edilmiş oluyor. Belki ülkeden ülkeye göre değil de insandan insana göre karşılaştırmak daha doğru olabilir.
- Türkler gelenekselliğin dışına çıkabiliyorlar mı, sizin yönlendirmelerinize uyum sağlayabiliyorlar mı?
Zaten çekimlerde geleneksellik de oluyor ama onlara haydi biraz da şöyle yapalım diyorum. Zaten ortada ağır bir senaryo ve zor bir çift varsa, direk konuya girmiyorsunuz, önce biraz geleneksel gidiyorsunuz, zamanla damat ve gelin size alıştıkça ve güvendikçe, değişik tarzlara doğru yelken açılıyor. Bir satranç oyunu gibi bir çok şey taktiksel olabildiği gibi, aynı zamanda iyi bir doğaçlamacı olup, hızlı düşünmeniz ve davranmanız gerekebilir aksi takdirde geleneksel kalıplarda sıkışıp kalırsınız. Gelenekleri korurken, her zaman yeniliklere de açık olmak gerekir.
- Sizi etkileyen, en iyi kareleri ne zamanlar yakaladığınızı düşünüyorsunuz?
En çok zevk aldığım anlar, eğlencenin en yüksek seviyede olduğu anlar. Halay çeken insanları, şakalaşmaları, gülücükleri, duyguları çok güzel ifade edebilecek kareleri yakalayınca bu işten gerçekten büyük keyif alıyorsunuz. Bu anları yakaladığınızda, gol atan futbolcu gibi seviniyorsunuz; Amerikalıların dediği ‘killer shot’ yani öldürücü vuruşu yapmış, öldürücü kareyi çekmiş oluyorsunuz. Aslında öldürücü değil, sanki yeniden doğmuş veya bir şeyi yaratmış gibisiniz. Bazı fotoğrafçılar çok sevdiği fotoğrafları çocukları gibi görürler. Bu başkalarına ilginç gelebilir ama bu duyguyu en iyi fotoğrafçılar anlar.

Düğün Fotoğrafçısı Efe Babacan’ın resmi sitesi: http://www.efesphotography.com/
