Efe Babacan’nın Gezileri Archive

1 Tekila, 2 Tekila İşte Meksika!

Dünyanın en güzel iki ülkesinden biri Türkiye, diÄŸeri Meksikadır. Meksika’ya vize almak çok zor, yüzlerce belge hazırladıktan sonra 1 ay kadar bekliyorsunuz. Ben de ÅŸansıma yolcu gemilerinde fotoÄŸrafçı olarak çalıştığım yıllarda vize problemim olmadan, nerdeyse Meksika’nın tüm sahillerini gezme ÅŸansım oldu. Meksika Amerikan filmlerinde türlü dolaplar çeviren, üçkağıtçılık yapan insanların kaçıp saklanma yeri olarak da hafızalarımıza kazınmıştır. O kadar parayla tabi ki Ankara’ya gidilmez, cennet gibi bir yer olan, palmiye aÄŸaçlarının, bembeyaz kumsalların olduÄŸu Meksika ya gidilir, tekila içilir, Mariachiler size güzel latin ÅŸarkıları söyler.

Meksika’da en beğendiğim yer tam bir kültür ve sanat şehri olan Puerto Vallerta. Sahil boyunca uzanan çeşit çeşit ilginç heykeller, birbirinden renkli kafeleri, barları ve gece klüpleriyle gece hayatı son derece güzel. Türkiye’de 10 liraya içtiğiniz Corona birasına sadece 1 dolar ödeyip, güzel bir deniz ürünleri mahsülü yemeğine yaklaşık 7 dolar ödüyorsunuz. Meksika’ya yolunuz düşerse, mutlaka Cozumel’e de uğrayın. Dünyanın en güzel dalış noktalarından birisidir. 70 li yıllarda Hollywood yıldızları tarafından popüler olan Acapulco şimdilerde oldukça demode olup, California ya yakınlığından dolayı ve harika plajlarıyla Cabo San Lucas  son yıllarda oldukça trendy. Gördüğüm en fakir yerler Puerto Penasco ve Progreso. Progreso daki şehir turunda, rehberimiz Gomez bakın burada  internet kafemiz, bakın burada da Burger King var diyerek gururla bize köyü gezdirmişti. Puerto Penasco yani Rocky Point adıyla da bilinen turistik belde, Arizona ya karayoluyla sadece 3 saat uzaklıkta olup, Amerikan öğrencilerinin sabaha kadar parti yapıp çılgınlar gibi  eğlendiği bölgedir.

 Amerikan filmlerinde olduğu gibi arabamızla Meksika sınırından geçip, yüzlerce dev kaktüs arasında seyahat etmek çok keyifliydi. Amerika ve Meksika arasındaki farkı size çok basit bir şekilde anlatayım. Amerika’daki kaktüsler tertemiz, yemyeşil ve parlak, Meksika’daki kaktüsler soluk, tozlu ve bakımsız.Bunun nedenini gerçekten bilmiyorum ama iki ülke arasında seçim yapmak zorunda kalsaydım, Meksikayı seçerdim. Tabi Amerika daki bir restoranda da Meksika yemeği yiyebilirsiniz ama Amerika daki en iyi Meksika restoranında bile Meksika nın en salaş restoranındaki yemeğin tadına ulaşmanız zor. Burrito ve Fajita gibi yemekler, avokado sosu ve harika bir salataları var. İnsanları kendi gözlemimle iki grupta topladım, Avrupalıya benzeyen beyaz Meksikalılar veya daha kısa boylu, yuvarlak bir kafayapısına sahip koyu renkli, yerliye benzeyen Meksikalılar.

Paylaşın...

Makarnacı İtalyanlar Berlusconi’yi Seviyor

Bir fotoğraf çekimi için Porto Fino’ya gitmem gerekiyordu. Yoğun bir çalışma temposunda olacağım için 3 gün önce gidip, etrafı kolaçan etmek istedim.Tabi ki bu yazımda da Milano’da bilmemne restorana gidip şunu yiyin veya Porto Fino’da şu kafeye gidip şundan için diye yazmayacağım. Genel olarak İtalya hakkındaki izlenimlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle konuştuğum herkese Berlusconi’yi seviyor musun? hangi futbol takımını tutuyorsun?  sorularını sordum. Genel olarak dünyanın en çapkın devlet adamı Berlusconi’nin sevildiği izlenimini edindim. Bazı İtalyanlar da, sevdiğimi söyleyemem ama onun yerine geçecek bir lider yok görüşündeydiler.Futbola gelince, herkes farklı bir takım ismi söyledi. Büyük takımların yanısıra ligin ortasında ve sonunda mücadele eden takımları da tutanların sayısı oldukça fazlaydı. Türkiye’de olduğu gibi dünyanın heryerinde de şike tartışmaları yaşanıyor. Aynı şekilde Avrupa’nın devi olan Juventus futbol takımı da yıllar önce küme düşürülmüş ve senelerce toparlanamamıştı. Futbol ve İtalya denilince aklıma gelen en ilginç hikaye, İtalyanların dünya kupasını kazandıklarında televizyonlarını camdan aşağı atmalarıydı. Bir İtalyana neden televizyonu balkondan aşağı attın diye sorduklarında, ‘’Bu hayatımda televizyonda görebileceğim en mutlu görüntüydü, bundan sonra  daha mutlu bir şey görebileceğimi zannetmiyorum ve artık o televizyona ihtiyacım yok’’ şeklinde mutluluk sarhoşluğuyla verdiği açıklama ilginçti.

Paylaşın...

No Problem Jamaika

Küba ve Haiti’nin ardından Karayiplerin 3. büyük adası olarak bilinen Jamaika tarihte korsan yatağı olarak bilinmiştir. Christof Kolomb Amerika’ya varmadan önce Jamaika’ya demirlemiş, burda içtiği ot sonucu, kafası güzel olmuş ve  Amerika’yı keşfettiğinde burasını Hindistan zannetmiştir. Tarihte kimsenin bilmediği bu gerçeği sizlerle paylaşmak istedim. Türkiye’den vize istemeyen nadir ülkelerden biri olan Jamaika denilince aklıma ilk gelen Bob Marley, Reggae ve otdur. Jamaika’da dinginlik vardır, huzur vardır. Bu huzur, ta ki yanınıza gelip, ot ister misin sorusuyla bozulur. Halkı çok misafirperver olup, 2 kişiden biri ota ihtiyacınız var mı diye sorarlar. Aynı zamanda çok dindardır Jamaikalılar.

Ülkede ot içimine sadece kilisede izin verildiği için hergün kiliseye gidiyorlarmış. Otobüslerinde no smoke yerine please smoke yazan tek ülke olup, taksilerinde taksimetre yoktur. Gidilecek yere olan mesafe pazarlık usulü belirlenir. Ben Ocho Rios ve Montego Bay adlı şehirleri dolaştım. Jamaika bana diğer Karayip adalarından daha farklı, daha yırtıcı daha sert gelmiş olsa da Bob Marley, Shaggy, Sean Paul gibi müzisyenler ve dünyanın en hızlı koşan atleti Usain Bolt gibi önemli isimler yetiştirmiştir bu kültür. Ocho Rios da Bob Marley’in anısına çok güzel bir müze yapmışlar. Bu müze mutlaka gezilmeli. Ayrıca dünyanın en eğlenceli turları arasında yer alan Jolly Roger turunu da mutlaka katılmalısınız.Jolly Roger, Avrupalı ve Amerikalı korsanların geleneksel bayrağıdır. Siyah arka plan üzerine bir kafatası ve çarpı oluşturan bir çift kemik şeklinden oluşur. Bu turda korsan teknesine binerek, Jamaika rumu içiyor ve çok güzel koylarda demirleyerek, denize giriyorsunuz. Korsan kıyafeti giymiş mürettebat, sizlere votka, Captain Morgan adındaki Jamaika romunu ikram ediyor. Daha sonra alınan romun etkisiyle tura katılan herkes limbo dansı yapıyor.

Kendinizi sokaklara attığınızda, dreadlock adı verilen saçları örülmüş Jamaikalılar ın creyol ingilizcesi adı verilen  İngilizcelerinin ne kadar ilginç olduğunu farkedeceksiniz. Siz onlarla konuşmasanız bile onlar sizlerle konuşacaktır.Bir gün Jamaikalı bir adam yanıma yaklaştı, bana sürekli bir şeyşer satmaya çalıştı. Adamın suratına bakmama rağmen, yarım kilometre beraber yürüdük ve beni yolun üzerindeki resim atölyesine götürdü. Ben de adamın birkaç resmini satın aldım. Kapalıçarşı esnafından daha yetenekli ve ısrarcıdır Jamaikalılar.

Halkı çok fakir olsa da, ülkedekilerin temel felsefesi ‘’No Problem’’ dir. Ya mon olarak yazılıp ya man olarak söylenen kelime ise evet, haklısın, doğru, güzel gibi bir çok anlama gelir. Aptal, şaşkın  anlamına gelen Babalu ve zannediyorum tuvalet kağıdı anlamına gelen bumbuklat ise Jamaikalıların en popüler küfürlerindendir. Kızdığınız zaman söyleyebilirsiniz, hardcore argolar değildir. Bembeyaz kumsalları, insanı yatıştıran Reggae müziği ve dünyaca ünlü birası Red Stripe ‘ı, ve o bohem havasıyla mutlaka gidilmesi gereken bir yerdir Jamaika.

Efe Babacan - efesphotography

FotoÄŸraflar: Efe Babacan

Paylaşın...

Barbados

Barbados, Batı Hint adalarının en doÄŸusunda yer alır. Bir rivayete göre sakallılar” anlamına gelen adaya bu ismi, toprağın dışına uÄŸramış kökleri sakala benzeyen incir aÄŸaçlarını gören portekizli denizcilerin verdiÄŸi sanılmaktadır. Belki de adadaki sakallı korsanların sakallarından almış adını. Neyse bırakalım saçı sakalı, ünlü ÅŸarkıcı Rihanna’yı dünyaya kazandırmış ada olup, bembeyaz kumsalları ve reggae kültürüyle, dünya jet-setininde raÄŸbet ettiÄŸi küçük bir adadır Barbados.34 km’ye 22 km büyüklüğünde bir ada olup, araba kiralasanız, bir günde tüm adayı dolaşırsınız.

 Eskiden bir İngiliz sömürgesi olan adada İngiliz izleri görülse de tipik bir Karayip adasıdır. Başkent Bridgetown’da güzel bir şehir merkezi olmasına rağmen gezilecek görülecek çok fazla bir yer yok, kısa bir şehir turundan sonra kendinizi güzel bir plaja atmanızı özellikle Champers ve Harbour olabilir, tavsiye ederim.Kriket, golf ve renkli festivalleriyle popüler bir destinasyondur.

Efe Babacan

Paylaşın...

Alaska ve Alemci Eskimolar

Alaska adını ilk sinemalarda duymuşuzdur, satıcı sinemanın içinde film başlamadan veya devre arası alaska frigo buz diye bağırır. Bizde heyacanla alırdık o dondurmaları, afiyetle yerdik. Tabi konumuzun bu dondurmayla ilgisi yok. Bana sorsanız Alaska denilince aklıma ilk gelenler, tertemiz bir hava, tertemiz bir deniz, dünyanın en güzel doğal güzellikleri, gökyüzündeki kartallar, küçük Amerikan kasabaları, Eskimo yerlileri, ayı geçirmeyen çöp kutuları, çok lezzetli Somon balığı.Bunların hepsini teker teker anlatacağım.

Alemci   Eskimolar

Türkiye’de arkadaşlarım yazın Alaçatı’da sörf yaparken, Bodrum’da eller havaya yaparken, tabi kimisi de ofiste o sıcaklarda harıl harıl çalışırken, ben 2 yazımı Alaska’da geçirdim. O yıllarda yolcu gemisinde fotoğrafçı olarak çalışıyordum, kışları Türkiye’de insanlar eksi 10 derecede donarak otobüs beklerken, biz yani ben ve gemi mürettabatı  meksika veya karayip adalarının limanlarında demirliyor, plajda güneşleniyorduk.Tabi ki bu keyifli hayat yaza kadar devam ediyor.

Yaz başladığı zaman Karayiplerde sezon bitiyor ve fırtınalar başlıyordu.Yolcu gemisi de Panama Kanalından geçip, San Fransisco’da 1 hafta travestilerle cruise yaptıktan sonra daha da kuzeye Alaska’ya gidiyorduk. Kışları müthiş soğuk olan Alaska’nın yazları kimi zaman soğuk ama kimi zamanda güneşliydi. Bir çok defa gemiden t-shirt ve şortla çıktığımı hatırlarım. Alaska denilince aklınıza etrafta bembeyaz bir kar kütlesi, igloo yani eskimo evleri falan gelmesin.Orası daha da kuzey olan Kutuplar bölgesi. Alaska vakti zamanında Amerikalıların Ruslardan birkaç milyon dolara aldığı Amerika’nın en kuzeyinde, Kanada’ya komşu bir eyalet. Bu topraklarında altında dünyanın en büyük petrol rezervi bulunuyor ama doğaya zarar vermemek için bu rezervler henüz kullanılmıyor.Eğer suç işlemiş ve uzun bir süre ortalıkta gözükmek istemiyorsanız, burası saklanmak için mükemmel bir yer çünkü dünyada km2 başına en az insan düşen yerlerden birisi. Söylediğim size şaka gibi gelse de gerçekten bir çok kanun kaçağı burda saklanıyor. Burası yazın çalışıp, para kazanmak isteyen öğrenciler için de güzel bir yer.Somon fabrikalarında öğrenciler yaz boyu çalışıp, para biriktiyorlar.

Ayı  geçirmeyen çöp tenekeleri

Ketchikan, Juneau, Skagway, Seaward ve Icy Strait ilk aklıma gelen Alaska limanları. TrafiÄŸin olmadığı, hayatın çok sakin ve huzurlu olduÄŸu, en uzunu 2 katlı olan binaları ve ayı geçirmeyen çöp tenekeleriyle burası kitap yazmak için, kafa dinlemek veya kız arkadaşınızla vakit geçirmek için güzel bir yer. Kışın ayılar kasabalara inip çöp tenekelerindeki artık yemeklere ulaÅŸmak için, çöpleri didik didik edip, etrafı kirletince, çok korunaklı, ayı saldırısına bile dayanıklı çöp tenekeleri yapmışlar. Bu kutuların üstünde de, kurÅŸun geçirmez, su geçirmez gibi ayı geçirmez çöp tenekesi yazısını görünce tebessüm etmiÅŸtim. Hava 11 ‘e doÄŸru kararıp, sabah tekrar 3 veya 4 gibi güneÅŸ doÄŸuyordu demek ki, Alaska’nın gece hayatı kötüydü. Siz içki içip, cesaretinizi toplayıp bardaki kızla tanışana kadar hava aydınlanıyor ya da kızın Eskimo abisi gelip, sizi bir temiz dövüyor. Eskimoların çok içki içen, kavgacı insanlar olduÄŸunu duydum ama bence iyi insanlar, duyduÄŸuma deÄŸil, gördüğüme inanırım .Bir de burunlarını birbirine deÄŸdirerek selamlaşıyorlarmış. 800 kiÅŸinin yaÅŸadığı Skagway kasabasında Red Onion adlı bar oldukça güzel, burda bildiÄŸiniz Kan Kan kızları var. Ben de eskimolarla deÄŸil ama onlarla burunlarımızı birbirine sürttüm.

 Genelev müzesi

Ketchikan adlı kasabada da Dolly House adındaki eski bir genelevi müzeye dönüştürmüşler. Hayatımda hiç geneleve gitmedim, o yüzden müzesi de ilginç gelmedi. Benim için en ilginç deneyim başkent Juneau’da aldığım uçak turuydu. Suyun üstüne inebilen pırpırlı uçakla dağların, göllerin üstünde tarifi imkansız doğal güzelliklere bakarak, çok keyifli bir uçak yolcuğu yaptık. Bu yolculuk sırasında gölün üstünde durarak kısa bir mola verdik. Bu mola terapi gibi geldi.Bana sanki para tuzağıymış gibi gelen yoga, nefes kurslarına, evlilik danışmanlarına falan gerek yok, böyle bir manzara görmek, insanın hücrelerini yeniler. Alaska’da rakı, dolma, pişmaniye gibi ürünler satan bir market gördüm, bizim Türklere bravo doğrusu. Eskiden Alaska dondurması bizdeyken, şimdi bizim rakımız, dolmamız, pişmaniyemiz Alaska’da.

Efe Babacan

http://www.efesphotography.com/

FotoÄŸraflar: Efe Babacan

Related Posts with Thumbnails
Paylaşın...
Sayfa 1 of 3123»


Switch to our mobile site